Hakkında

Kendimi tanıtmaya bilmem gerek var mı? Hayat akıp gidiyor. Bir an’ı bile geri getirmeye muktedir değilken nasıl olur da kendimizi tanıtma adına bir-iki karalama metni kaleme alıyoruz. Şurada doğdum. Şurada yaşamıma devam ettim. Şu okulları bitirdim. Şöyle kariyer yaptım. Sonunda profesyonel bir işsiz oldum mu diyeyim?

Yoksa her anda milyonlarca kez ölüp binlerce kez dirildiğimi haykırıp, “ben dünkü ben değilim, yarında ben olmayacağım belki ertesi günde” mi diyeyim?

Aslında insan bir hiç, hiç ten ibaret koskoca kâinatta kendimizi koyduğumuz bir yere veya kâinatın içinde bedenimizin kapladığı yere bir bakalım “nokta” (.) kadar evet nokta kadar belki de o bile değil. Bir “Hiç”iz desek yerimidir?

‘Hiç’, kişinin kendi nefsinin ve varlık âleminin yok olduğunu, asıl var olanın yalnız Allah olduğunu anlatır.

‘Hiç’ Allah’tan başka gerçek varlık yoktur, demektir. Öncelikle kişinin varlığını, nefsini yadsır. Tek gerçek varlığın Allah olduğunu vurgular. Durum bu haldeyken insan kendiyle alakalı bilmem bir iki kelime kaleme alabilir mi?

Tasavvuf erbabları insan “sıfır” bile değildir. “ı” larda bir sertlik var olsa olsa “sifir” olur derler.

“Fazla söze hiç gerek yok aslında. Noktanın içinde bütün mümkünler saklı. Mümkün nokta gayr-i mümkün nokta. Sır nokta esrar nokta. Bâb nokta ebvâb nokta.
Bilinenden bir eser yok. Bilinmeyen nokta nokta.
Bir parantez vakt-i ömrüm. Ölüm nokta doğum nokta. İsmimden sual edilse, bilin beni üç nokta.
Bir aynada seyrettim âlemin cümlesini. Aynam nokta sırrım nokta. Umduğum kadar büyük değilmiş, dünya nokta ben nokta.
Öyle uzaklaşmışım ki menzilden sıla nokta gurbet nokta. Döndüm baktım aldığım yol, nokta üstünde nokta. Gelen geçti, giden gitti. Sağım nokta solum nokta. Menzil-i maksûda varmış erenler. Söyleyen yok susan nokta.”

Reklamlar