Soluk

Her şey bir bahar sabahıyla başlamıştı. Yeşile bürünmüş bağ, bahçe, ova, bayır… Kırağı tutmuş teller üstünde ötüşen kuşlar. Pencerenin önünde kanat çırpan bir çift güvercin… Bahçede gül… Yabanda el… Güneş kuzeydoğu yamacının sarp kayalıkları ardından kendini göstermeye başlamıştı.

***

Sabah namazını kılan Ahmet amca, yaşlı bedenini elindeki asasına dayayarak bir saatte de olsa soluklana soluklana eve gelebilmişti. Yılların getirdiği yorgunluk gözlerinin altına mor halkalar oluşturmuştu.

Bugün her şeye uzun uzadıya bakıyordu. Bir bahar sabahı dünyaya gelmişti yetmiş bir yıllık ömrü hayatında hiç bu kadar buruk, içine kapanık olmamıştı. Ailesinin tek çocuğuydu. Tek çocuğu oldu ve torunları… Yirmi yedisinde Müzeyyen hanımla evlendi kırk dört yıl boyunca aynı yastığa baş koyup ömrünü en güzel günlerinin onunla geçirmişti. Babasından kalan saban, birkaç dönüm arazi… On beş adet küçükbaş hayvan. Geçimini bunlardan temin ederdi.

***

Yaşlı bedeni artık hiçbir şeyi kaldırmıyordu. Odadan çıkarken son kez eşinin yüzüne baktı.

Torunu, Antalya’dan bir hafta önce gelmişti. Duvarlara tutuna tutuna odasına yol aldı. Kapının gıcırtısını yüreğinde hissederek torununun başucuna oturup:

“Can, yavrucum keşke hep burada kalsanız gitmeseniz.”dedi. Gözünden yaşlar boşalıyor gıkını çıkarmıyordu. Yorganı üzerine çekip omuzlarını örttü ve başını okşadı. Çekik gözleri, beyaz teni, kumral saçları… Babası bir an gözlerinin önüne geldi.

Bir bahar sabahı gelmişti dünyaya. Ebe kadın: “Müjdeler olsun Ahmet ağa, bir oğlun oldu!” demişti. Sevincimden bir güzel ağlamıştım. Çamurlu yollarda bir nara koparmıştım. İsim evet ona bir isim koymalıydım. Koymalıydım ki Bekir oğullarının soyu devam etsin.

“Haşmet”, baba yadigârı bir isim. “Haşmet Bekiroğlu” deyip bir nara daha patlattım. Haşmet’im dünyaya geldi. Koşarak eve gitmiştim. Anam, kapının önünde ve ben adeta kendimi kaybetmiş ne yapacağımı bilemiyordum. Sağa sola sapıyor, sevinçten heyecandan dizlerim titriyordu.

Ve babam… Hey gidi Haşmet Ağa! Her zamanki ciddiyetini, dirayetini, sükûnetini kendinde toplamış, herkes sevinçle halay çekip oynarken o, açmış ellerini Rabbine şükrediyordu. Yağmurun yağması, ortalığın çamura bulanması hiç umurunda değildi. O yine ellerini açmış duasına devam ediyordu.

Kalabalıktan “Haşmeeet!” diye bir ses duyuldu. Anamdı bu: “Haşmet, herifim, kalk ne oldu kalk… Ahmet koş gel babana bir şey oldu!”

Herkes donakalmıştı.

***

 

Böyle bir bahar sabahı gelmişti Haşmet’im. Bir Haşmet gitmiş O’na kavuşmuş diğeri ise bir biletle yola çıkmıştı.

Titreyen ellerini Can’ın başına koydu. Gözlerinden boşalan yaşları elindeki mendille silmeye çalışıyordu. Titrek elle ne kadar silebilirdi ki Can’ın yüzüne damlamıştı bile. Damlanın etkisiyle torununu da uyandırdı.

“Dede… Dedecim niye ağlıyorsun sen?” diye sordu Can.

“Ağlamam oğlum, tamam kuzum, ağlamam, hem ben…”

Can: “Dede kuzuların yanına gidelim mi?”

Dede: “Tamam Can’ım gidelim ama önce üstünü giyin.”

Can: “Tamam dedecim…”

***

Duvara tutuna tutuna dışarı çıkabildi. Baba yadigârı evi süzdü son bir kez. Az sonra torunu gelmişti. Elini tutup: “Hadi dede gidelim.” dedi.

“Tamam canım hemen gidelim.” dedi.

Gözündeki yaş, gönlündeki sızıyla geriye dönüp baktı. Dudaklarından “Müzeyyen” ismi döküldü. “Hakkını helal et…”

***

Can, kuzuları dışarı çıkarmıştı. Evin karşı yamacında güneş iyice yükselmişti. Kuzuları otlatıyordu Can:

“Dede sen de Antalya’ya gelecek misin? Hem orası çok güzel. Gel tamam mı?”

“Ben oraları bilmem guzumm. Ama sen istersen gelirim.” dedi dedesi.

Can: “Dede bizim oralarda kuzular yok. Buradan götürelim mi?”

Olur dedi dedesi babanda gelsin götürürüz.

***

Aradan yarım saat gibi bir zaman geçmişti kuzular biraz uzaklaşmıştı

Can şunları cevir bu tarafa da gel oturalım olur mu?

Tamam dedecim.

Artık iyice zorlanıyordu nefes almakta gözünü bir ağaca dikmiş O’na kavuşacağı anın özlemini duyuyordu. “Bir ay öncesine kadar solgun bir yüzden ibaretti şimdi ise yeşillenip, dallanıp budaklanmış. Tıpkı insan ömrü gibi…”

Bizde bir gün bu âleme veda edip ebedi âleme O’na kavuşacağız. Bu duygular geçiyordu içinden.

Ceketini sırtından çıkardı katlayıp başının altına koydu. Artık O’na kavuşma vakti gelmişti…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s